21212121

Reklam ve Din Bezirganları

Reklam ve bezirgan(tüccar) kelimeleri, etimolojik olarak yan yana gelebilecek iki kelime. Peki kapitalizm, maddecilik, menfaatçilik, pazarlama ve çokça dünya kokan bu iki kelimenin yanına, ‘din’ gibi öte alemle, maneviyatla ve çokça ‘daha az dünya’yla ilgili bir kavram nasıl gelebiliyor?

Daha önce de, profesyonel bir reklamcı olarak, mayınlı alanlara girip zülfü yâre dokunmuştum ve sanırım uslanmıyorum.

Reklam, akademik bir sürü zırvayı bir kenara bırakırsak temelde, tüketici alışkanlıklarını etkilemek, değiştirmek, istenilen kanala yönlendirmek demektir. Bunu yaparken de, tüketicinin güdülerini tetikleyecek hemen herşeyi kullanmaktır. Drama, mizah ve mecraların kullanılmasıyla ilgili çok makale yazdım.

Yıllardır zihnimin bir kenarında taslak olarak duran ama kağıda dökülmemiş bu yazımı, geçen gece bir film arasına giren ve neredeyse film kadar uzun süren! bir tanıtıcı reklamı isteksizce seyrederken, filmin orta yerinde görsel olarak ve sesli olarak ‘Kabe kokulu seccade hediye’ deyince, Adanalıca tabirle şarteller atınca yazmaya karar verdim.

Din, insanların manevi yönüne hitap ettiği için, bu modern dünyanın bunalımlarından ancak onun yardımıyla çıkılabildiği için, birçok insan için ‘din’ demek ‘huzur ve güven’ demek. Hal böyle olunca, insanların dini söylemle gelen tehlike ve kötülüklere karşı refleksleri çok savunmasız kalıyor. Akıl süzgeci çok zaman, konu ‘din(maneviyat)’ olunca kapalı oluyor. Bunun sebebi insanların akılsız olması değil, ‘din-diyanet-maneviyat’ diyen insanlar tarafından aldatılmayacaklarına inanmış olmaları. Tabi ki bunu onaylamak mümkün değil ama anlayabiliriz. Elindeki son kuruşu ‘din-iman’ diyerek alan adamlara, yeniden yeniden bir daha bir daha ve sinir bozucu bir şekilde büyülenmiş gibi inanmaları bundan sanırım.

Özel teşebbüsün, haber alma ve yayma hürriyetinin, reklam yaparken içerik özgürlüğünün engellenmesine şiddetle karşı olmama rağmen, ‘Din Bezirgan’larının bu şekilde, insanların manevi konulardaki hassasiyetini ve bu hassasiyet yüzünden çok zaman devre dışı bıraktığı akıl süzgecini istismar etmelerinin yasaklanmasını isteme hakkını kendimizde görüyoruz.

‘Kabe kokulu seccade’ ne demek?

Elbette bu makaleye yazmadan önce, ilahiyatçı abilere, ehl-i tasavvuf ablalara ve çokça hoca büyüğüme danıştım; ‘Kabe’nin müstakil bir kokusu mu var? Yoksa asırlardır kullanılan Kabe’yle özdeş olmuş bir parfüm ya da esans mı var? Ya da Kabe’nin duvarlarına sürülüyor da(ki mümkün değil örtü var) ondan mı böyle söylüyorlar?’ dedim. Hemen hepsinin cevabı olumsuzdu! Bir büyüğüm, ‘buradan bir poşet şişir, Amerika’daki arkadaşına yolla, sonra ona ‘sana memleket havası yolladım’ de, senin bunu yapman ne demekse, ‘Kabe kokulu seccade’ de o demektir’ dedi.

Pazarlamacıların, ‘Din’in insan güdülerini tetiklemedeki gücünü keşfetmesiyle, bakalım daha ne kavramlar girecek literatürümüze?!..