Adana Reklam Drama

Reklam ve Drama

Post Series: Reklam Eleştirileri

REKLAM VE DRAMA

‘Bir kişinin ölümü trajedi, bir milyonunki istatistiktir…’ Stalin’in bu sözünü ilk duyduğumda çok şaşırmıştım ve ‘hadi canım’ demiştim. Ama, modern insanın algısını çok iyi anlatan bir söz. Bir savaş filminde Amerikalı esas oğlan, yüzlerce düşmanı tarar, patlatır, parçalarken ekrana nötr bakar ve fakat esas oğlanın arkadaşının göğsüne saplanan bir kurşun onu öldürmek üzereyken, esas oğlanla duygulu konuşması, sevgilisini-ailesini-mektubunu ona emanet etmesi, esas oğlanın onun yüzünü okşayıp ‘sakin ol, ölmeyeceksin’ demesi, hepimizi etkisine alıp hapseder, salya sümük ağlarız.

Sanatın, özelde sinemanın başarısı bu dramayı kullanmasında yatar. Modern zamanlarda, reklamcılar da bu metodu keşfettiler. Bayramda evlat torun yolu gözleyen ihtiyarlar, bir ürün-kampanya sayesinde iki sevgilinin birbirine kavuşması, bebeğini-çocuğunu koruyup, kollayan, düşünen anne ve bebek sahneleri, bu örnekleri sabaha kadar sayabiliriz. Daha önce de bir yazımda, reklamcıların kafalarının bir başka(hatta şeytani) çalıştığını, tüketicinin satın alma güdülerini tetiklemek için hiçbir fırsatı es geçmeyeceğini söylemiştim sanırım.

Paranın, bütün ilişkilerin baş rol oyuncusu olduğu bir çağda, kalitenizin, statünüzün, iyi biri olup olmamanızın vs. parasal durumunuza göre ölçülmesi kaçınılmaz. Bu yüzden, herkesin birincil önceliği para sahibi olmak ya da öyle görünmek. İşte reklam tam burada devreye giren büyücü değneğidir. Sana, imkanın olmasa bile o arabayı, o saati, o takımı, o elbiseyi, o akıllı telefonu vs.aldırır. Çünkü; reklamlar sana ‘önemli biri olmak, ya da öyle görünmek istiyorsan, bu markayı kullanmalısın’ der ve buna bizi inandırır.

Drama-trajedi de reklamın bu hedeflerinin vazgeçilmezlerindendir. Dünyayı daha kötü biryer haline getiren, üretimi değil tüketimi ve faizi yaygınlaştıran, size çok nazik ve kibarca para verip, sonra onu bir canavar gibi geri isteyen, olanın daha çok olmasının, olmayanın daha az sahip olmasının, açların, yetimlerin, dulların daha da çaresiz kalmasının en temel aktörlerinden biri, dünya finans sistemi ve bankacılıktır. Ne yaman çelişkidir ki, bir banka reklamında, Melih Kibar’ın harika bestesi ‘Sucu Çocuk’ la, su satarak işe başlayıp birikimlerini bankaya yatırarak büyüyen bir çocuğu kullanıyor.

Reklam ve drama tam olarak da budur işte.