Arm Wrestling

O BENİM FİRMAM Bİ KERE !

Yıllar önce, reklam piyasasına benim kazandırdığım bir kardeşim, beni telefonla arayarak ‘abi bizim çocuklar senin firmana gitmişler, toplantıda konusu geçince öğrendim, çok özür dilerim’ dedi. Ben de ‘peki firmam giden arkadaşa ne demiş?’ dedim. ‘Biz Harun Bey’den memnunuz, başka bir reklam danışmanıyla çalışmayı düşünmüyoruz demiş abi’ dedi. ‘Giden arkadaşa kızma, gitmeye devam etsin, sonuçta bu firmalar bizden önce de birileriyle çalışıyordu, hiç birinin bizimle çalışmak için tapusu yok elimizde, daha kaliteli, daha iyi hizmeti, daha iyi fiyata verebiliyorsan sizinle çalışabilir, yok hâlâ aynı kişiyle çalışıyorsa, ya yeni macera istemiyordur, ya da çalıştığı yerle özel hukuku vardır’ diyerek telefon konuşmasını sonlandırdım.

Arkadaşımın bu zarif hareketine sevinmekle birlikte, aklımda deli ve fitne sorular dolanmaya başladı. Firmam reklam danışmanına sahip çıkmasaydı, o özür telefonu yine de gelecek miydi bana? Piyasa da yüzlerce reklam ajansı varken ve Adana da hatrı sayılır reklam ve organizasyon yapan sınırlı sayılıda firma varken, birilerinin başka birilerinin çalıştığı firmaya gitmesi nasıl önlenecek? Ayrıca önlemeye gerek var mı?

Adana reklam ajansları içerisinde, çalıştıkları firmaların bazılarıyla yıllık reklam sözleşmesi yaparak, kendilerini teminat altına alan abilerimiz-ablalarımız var. Ajans, firmanın isteklerini yerine getirmezse(fuar gününe standını, bannerlarını yetiştirememek, yıl sonuna promosyonunu teslim edememek, sezona kataloğunu yetiştirememek, kampanya tarihinde radyo-tv-gazete-dijital mecra reklamlarını ihmal etmek vs.gibi) firmaya tazminat ödemeye  mahkum olur. Firma da , yapılacak işlerle ilgili ciro hacmini doldurmazsa(dijital mecraya bu yıl 500 bin tl ayrılmışken, ajans bunun için ekstra +2-3 eleman-oda-ekipman vs. tahsis etmişken, ciro 100 bin tl de kalırsa), ya da sözleşme aktine uymayarak başka reklam ajansları yla çalışmışsa ajansa tazminat ödemeye mahkum olur. Adana reklam ajansları bu konu da birçok yere göre daha disiplinli.

Hal böyleyken, siz hukuken birbirini kuşatmış yerlere giremezsiniz. Bu şekilde sözleşmesi olmadığı halde çeyrek asırlık çözüm ortaklığı yapan ajans-firma olduğu çok durum da var. Bu firmalarda da, nezaket hukuku devreye sokulup, ‘falan firma, filan kişiyle çalışıyor, onlara teklif vermeyelim’ deniliyor.

Bütün bunların dışında, serbest piyasa ekonomisinin ve rekabet ortamının hakim olduğu bir dünyada biri çıkıp, ‘sen benim firmama nasıl gidersin, nasıl teklif verirsin?’ diyemez. Eskilerin, ‘bırak gitsin, dönerse senindir, dönmezse zaten hiç senin olmamıştır’ lafı çok anlamlı gelir bana.

Bir zaman, geçimini home office reklamcılık yaparak sağlayan bir abimizin elinden işini, cirosu çok yüksek bir ajans fiyat kırarak almıştı. Halbuki büyüklerimiz biz işe yeni başladığımızda telefon açıp, ‘evlat şu firma şu şu işleri yaptıracak, ben çok yoğunum o işi sen yap’ diye bize pas atıp, hem para kazanmamızı sağlar hem de bu üslubla bizi incitmemiş olurdu. Şimdi büyüğü küçüğü hemen herkes, ‘bu işi ben almalıyım, her işi ben almalıyım’ mantığında.

Hukuk ve zorbalık, firmamıza başkalarının teklif vermesinin önünü alamaz. Vicdan ve nezaket rehberliği olmayan bir ticaret bizi asla huzura kavuşturmayacak. Yıllarca, ekonomik gücü ve çıkar çevrelerine yakınlığıyla bizi ezen ajanslarla karşılaşmama rağmen(büyüklerimi tenzih ederim), ‘vicdan ve nezaket’ diyorum. Yine yeniden söylüyorum, ‘firmaların elimizde tapusu yok ve herkes de bizden önce birilerinin firmasıydı…)

Kimsenin ekmeğine engel olmadan, sahtekarlık yapmadan, kötüleyip kınamadan dileyen dilediği firmaya gidip iş almaya çalışsın teklif versin vesselam…