Adana Reklam Ajansi

Reklam ve Truman Show

Post Series: Reklam Eleştirileri

Hemen herkesin The Truman Show filmini izlediğini sanıyorum. Ama, adettendir izlemeyenler için kısa(ne kadar mümkün olur bilmiyorum) bir özetini verelim.

Truman, adını şu anda hatırlamadığım bir adada mutlu ve huzurlu bir hayat yaşar. Temiz düzenli bir şehir,trafik ve suçun olmadığı, ideal bir eş, arkadaş ve iş hayatının olduğu bir hayat. Annesiyle ve insanlarla olağanüstü bir sevgi bağıyla bağlı olduğu, herkesin ona yardım etmek için çırpındığı bir hayat. Babası, denizde boğularak öldüğü için su fobisi yüzünden adadan ayrılmak hiç gündemine girmemiştir. Aynı yüzler, aynı işler ve neredeyse aynı diyaloglar gün gün devam etmektedir. Günün birinde bir kadın kulağına bir cümle fısıldar, ‘herkes seni izliyor’. Truman önce buna şaşırıp, kuşkuyla karşılasa da zamanla, yaşadığı hayatın koca bir film platosu olduğunu anlar ve bundan kurtulmaya çalışır. Babasının suda boğulmasıyla oluşan su fobisi, yapımcının onu adada tutmak için tasarladığı bir kurgudur. Ama, bütün bunlara rağmen kameralara yakalanmadan ve fobisini aşarak okyanusa açılır, bir şekilde yapımcının prodüksiyon fırtınalarına, gemisini batırmasına rağmen kurtulur fakat okyanus mavi bir fonda son bulur. Bir kapı, açar ve girer, kurgu olan hayatını kendisi de görür, ve rejiden çıkmak üzereyken yapımcı ona, ‘gerçek dünya buradan daha az iki yüzlü değil, nereye gidiyorsun?’ der. Truman , ‘gerçeğe, her şeye rağmen gerçek olan dünyaya der ve kulağına gerçeği fısıldayan kadına kavuşur.

Bir reklam yazısında bir film neden anlatılır ki değil mi? Bu yazıyı çok uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Çok profesyonelce olmasa da, reklam ve pazarlama dünyası da bizi binlerce kamera ve binlerce yalancı aktörle yöneten koca bir film platosu. Onların istediği gibi giyiniyor, onların istediği gibi düşünüyor, onların istediği eşyaları kullanıyor, onları istediği gibi yaşıyoruz ve bunun gerçek hayat olduğuna inanıyoruz. Bir akrabasının ölüm haberini alınca, telefonunun şarjının bitmesi kadar telaşlanmayan bir neslin kurgulandığı bir platodayız.

‘Tüketim Tanrısı’nın dikte ettiği ‘Din’e iliklerimize kadar iman ediyoruz. Birinin gelip kulağımıza ‘kandırılıyorsun’ demesi de çok mümkün görünmüyor. Nereye varmaya çalışıyorum?

Gerçeğe, her şeye rağmen gerçeğe…