Blog Fotoğrafı

BİZİM REKLAMA İHTİYACIMIZ YOK!

Neredeyse çocukluk çağlarımdan beri duyduğum ‘bizim reklama ihtiyacımız yok abi, bizi zaten herkes biliyor’ sözünün, yeni çağda, dijitalin bu kadar hayatımıza girdiği hele de şu pandemi döneminde ne kadar da buharlaşan bir cümle olduğunu anlatmak farz oldu. Tabi bizim tıfıl reklamcı zamanlarımızda, saflıkla ‘tamam da abi Coca Cola’ yı kimse bilmiyor da mı, nereye kafanı çevirsen reklamlarını görüyorsun?’ cevabımız da bir kenarda dursun.
Yazılarımı takip eden müşterilerim ve dostlar bilir ki, bir mesele anlatırken, çok zaruri değilse çok teknik terimlere ve kavramlara müracaat etmeden ve akademik kes kopyala satırları aktarmadan, kafede buluşup da sohbet ediyormuş gibi bir üslupla anlatmayı seviyorum.
Pandemi sürecinden önce yıllardır ‘web sitesi yapalım, sosyal medyanızı aktif hale getirip branding(marka) değerinizi yükseltelim, daha çok ve fakat yerinde reklam yaparak piyasadaki tutundurmanıza katkıda bulunalım vs.’ tarzı cümlelerimize cevap alamadığımız müşterilerimiz şimdi panik halinde.
İnsanların eve kapandığı, ticaretin neredeyse tamamının dijital dünya üzerinden döndüğü, her gün yeni bir markanın piyasaya girdiği ve girer girmez sizden pay almaya başladığı, küçük aktörlerin bile dijitale yatırım yapmayan büyüklerin tahtını salladığı bir dönemde, kimse kusura bakmasın ‘bizi herkes biliyor’ sözü, saflıkla kurulmuş fakat markanızı/ürününüzü uçuruma sürükleyen bir sözdür.
Daha önceki yazılarımdan birinde internet alış-verişleriyle ilgili istatistikleri sunmuştum, o yüzden bunlarla yeniden sizi boğmak istemiyorum, ama bir REKLAM tanımı yaparak, kısaca metotlarını anlatarak, neden herkesin reklama ihtiyacı olduğunu anlattığım  yazımı sonlandırmak istiyorum.
Reklam: Bir şeyi hedef kitleye tanıtmak, beğenmesini sağlamak ve ardından piyasadaki yerini devam ettirmek için denenen yollar.
a) Maruz Bırakma: Müşteriyle ürün/marka arasında bağ kurmak, aklında yer etmesini sağlamak için sade ve minimal reklamlara maruz bırakma. Örn.: Bir masada elmanın yanında bir telefon göstermek ve sürekli göstermek.
b) Koşullama: Müşteriyle ürün/marka arasında bir aidiyet bağı kuracak hikayeleştirme. Örn.: Bir saat markası reklamında, saniyelerce, başarılı, güçlü, zengin, yakışıklı, takdir edilen bir adamı gösterip, son sahnede saati koluna takması. Siz saatten çok, o yaşamla ilişki kurarsınız ve reklam size ‘bu saati alırsan sen de böyle önemli bir adam olursun’ der. Asgari ücret alan bir hanımefendinin, neredeyse hiçbir özelliğini kullanmadığı 18.000 TL lik bir telefon sahibi olmasına kendisi değil, o telefon reklamındaki yaşam karar vermiştir.

Siz hâlâ ‘reklama ihtiyacım yok’ diyorsanız, insan güdüsünü bu kadar etkileyen reklam olgusunun gücünden daha büyük bir gücünüz var demektir. Neredeyse bütün yaşam şeklimizi etkileyen dijital dünyada yerinizi almaya başlamadıysanız, markanızı uçuruma yaklaştırıyorsunuz demektir.
Herkes kendi bütçesine, bilgisine, metoduna göre yatırım yapmalı(bununla ilgili yeni bir yazı yazacağım için, bir cümleyle geçiyorum).
‘Ben bu konulara yabancıyım’ diyorsanız, size bu konuda yardımcı olacak donanımlı çok reklam ajansı var. Hemen kendimize de pay çıkaralım; Adana’ da da bir Reklam Danışmanınız var.